Reggio Emilia Yaklaşımı

Kavram olarak “okul öncesi eğitim” in temelleri, Pestalozzi’nin (1774) yılında kendi çocuğunun gelişim sürecine ait gözlem ve çalışmalarına dayanır. Okul öncesi eğitimin önem ve değerine inanan bir başka eğitimci olan Alman  Friedrich Froebel ise 1840 yılında, Keilhau yakınlarında “Kındergarten” (çocuk bahçesi) adını verdiği bir anaokulu açarak, okul öncesi eğitim tarihinin önemli bir diğer parçası haline gelmiştir. 1700’lerin sonunda başlayan ve günümüze kadar uzanan bu tarihin önemli yapı taşlarından bir diğeri ise; Loris Malaguzzi’nin öncülüğünü yaptığı ve günümüzde Reggio Emilia Yaklaşımı olarak bilinen okul öncesi eğitim sistemidir.

 

Reggio Emilia Yaklaşımı’nın Felsefesi:

Malaguzzi’ye göre çocuk;  “Dünya’ya geldiği ilk andan itibaren sosyalleşen, etraflarında olan bitene merakla ve zekice yaklaşan, kendi değer yargıları olan bir bireydir. Bu nedenle diğer arkadaşları, ebeveyn ve öğretmenleri ile olan ilişkilerinde “kalıplara sıkıştırılmadan” toplum ve çevre ile olan ilişkileri de göz ardı edilmeden desteklenmelidir.

Reggio Emilia Yaklaşımı ve Uygulaması“Duvarlar “ Kavramı: 

Çocuk, gelişimi süresi boyunca; kültürel farklılıklardan, çevre koşullarına kadar birçok etkinin belirleyici olduğu ve Loris Malaguzzi’nin  “ duvar” olarak tanımladığı engeller ile çevrelenmiştir. Yetişkin birer birey olmuş ebeveyn ve eğitimciler tarafından içselleştirilmiş katı kurallar, modası geçmiş fikirler ve geleneksel eğitim kalıpları çocuk için anlaşılması ve aşılması imkansız “duvarlar” olarak tarif edilmiştir.

Reggio Emilia Yaklaşımı’nın Uygulanışı:

Çevre çocukların sürekli biçimde birbirleri ile etkileşim içinde olabilecekleri biçimde düzenlenmiş olmakla beraber istedikleri zaman yalnız kalabilecekleri alanlar da düşünülmüştür. Çocuklar bu ortamda kendi somut yaşamlarını soyut biçimde ifade edebilecekleri resim çizme, drama yapma, gölge oyunu, müzik gibi sembolik aktiviteleri kullanarak kendilerini ifade etmeyi öğrenirler.

Reggio Emilia Yaklaşımı’nın önemli özelliklerinden biri de, öğretmenin “öğrenen” olarak konumlandırılmasıdır. Kendisinin de öğrendiği, keşfetmenin zevkini öğrencileri ile birlikte coşkuyla kutladığı durumları yaratarak, bilginin içselleştirilmesi sürecine pasif olarak katılım sağlar.

Eğitim Metotları sayfası için tıklayınız