Anaokulu Permakültür Dersi - Biz Öze Dönüş Hikayesi

Permakültür anlatımıza bir öyküyle başlayalım.

“Takvim 21 Mart’ı gösteriyordu. Gündüz, geceyi yakalamış, onu geçmeye hazırlanıyordu. Dile kolay ‘Bahar Ekinoks’u gündüze, aydınlığa güç katma azmiyle dünyamızı yeni bir evreye sokuyordu. Dünyanın en büyük metropolünde de yaşam olağanüstü güzellikte bir dönüşüm yaşıyordu. Beton binalar yeşillikler saçmaya, çatılar meyve ağaçları misali rengarenk bir gösteri sunmaya hazırdılar. Koca gökdelenlerin PVC pencere kaplamaları da, dağlarda baharla eriyen kar sularını sırtlanan dereler gibi güneş ışınlarıyla dans ederek kent insanının beğenisine bir ışık şöleni sunuyorlardı. 4 şeritli şehir içi yollarda büyük bir uyum ve düzen içinde seyreden araçlar da doğadaki karıncaları kıskandıracak bir hamaratlıkla bir yandan doğayı temizliyor, bir yandan da toprağı havalandırarak kent hayatına bereket sunuyorlardı. Trafik lambaları birbirimize haksızlık etmemizi engellemekle kalmıyor, üzerinde bulunan sayısız tondaki renklerle sanki kelebekleri simgeliyorlardı…”

İşte bu mümkün değil. Beton yeşillenmez, çatılar çiçek açmaz. PVC’ler de çağıldamaz. Tabii, arabalar da toprağı havalandırmaz. Beton hangi afili boyayla süsleseniz de özünde ‘gri’dir.

Kırın dönüşümlerini simge olarak kullanan ve kentin ‘doğal’ trajedisini anlatan bu girizgah bir başka ve daha derin trajediyi anlatmaktaysa aciz kalıyor: “Kentin içinde yaşayanlar doğadan mahrum düşmekle kalmıyor, kentin dışındaki doğa da çarpık kentleşme yüzünden can çekişiyor.”

Çözüm nedir? Sayısız önerme, onlarca çözüm yöntemi sunulabilir. Çözüme dair her kelam değerlidir. Ancak uygulama alanına sokulmuş ve umut vaad eden bir oluşum, “çözüm” deyince pırıl pırıl kendini ortaya koyuyor: Permakültür. Yani “permanent agriculture”. Yani sürdürülebilir tarım. Sadece tarımsal bir tasarım değil Permakültür. Bilindiği üzere, o, görev ve artı değer paylaşımı sorunsallarına da iç rahatlatıcı perspektif sunan “kültürel” bir hareket aynı zamanda.

İngilizce tarım anlamına gelen “agriculture” sözcüğünde kendiliğinden bir “culture”, “kültür” kökü dikkat çeker. Bu kelimede kültür “yetiştirme, işleme” anlamındaki “cultivation” adındaki bir başka kökten gelmektedir.

Bu itibarla gerçekten de insanlığın en önemli “kültürel (yetiştirme, işleme) faaliyeti” tarımdır. Bugün kültür sözcüğünün, eğitim sözcüğüne kuvvetli bir şekilde eklemlendiğini de göz önüne alarak şunu söylersek “tekrar öze dönmeli” ve ‘tarım’ sözcüğünün basit bir ticari faaliyet değil, kültürel bir etkinlik olduğu anlayışı yeniden tesis etmeliyiz belki de”; kim bunun çok yanlış bir önerme olduğunu söyleyebilir.

Tabii ki anaokulundan, yüksek okuluna kadar, permakültürü eğitim sistemimizin bir parçası haline getirmekle de mutlak surette “gri betonların ve ardındaki kültürün boğazladığı yeşil ağacın” trajedisine son verme yolunda ümit verici bir adım atmış oluruz. Çünkü sorunu insan yaratıyorsa, çözümü de insan üretecektir. Ya da en azından üretmek zorundadır.

İşte bu konuda ciddi çalışmalar içindeki eğitim kurumlarından biri de “Yetenekli Eller Anaokulu”dur. Bakırköy gibi beton dönüşümünün son raddesine gelmiş bir metropol kesitinde, yaklaşık 800 metrekare bahçe alanıyla, zaten bu konuda çok önemli bir avantaja sahip.

Permakültür sayfamızı ziyaret edebilirsiniz: http://yeteneklieller.com.tr/permakultur-doga-dersleri/

Leave Your Reply